Onlar ya da Biz.

illustrasyon: berköztürk

Onlar! Her zaman uzak durduklarım. Neden bu kadar yakınımdalar şimdi? Diğerleri gibi değiller, ama tüm amaçları da bu zaten; “diğerleri gibi olmamak”. Tüm hayatını buna adamışlar. Çok farklı olduklarını sanıyorlar, belki başka bir dünyadan. Ne kadar inkâr edebilirsin ki televizyonda aynı reklamları izlerken ya da sokakta aynı pis havayı solurken benle, benden çok farklı olduğunu, ki olmamaya çalıştıklarınıza çok da yakın değilken ben?

Hayatını buna adaman çok hırslı olduğunu gösterir sanıyorsun belki, belki statü atlayacağını sanıyorsun.

Bu hayatta atlayabileceğin tek şeyin, sokakta üzerine basmamak için üzerinden atlayacağın köpek pisliği olduğunu bilmiyorsun.

Paranla görünüşünü, görünüşünle kendini değiştireceğini düşünüyorsun. Sonra herkes parmağıyla gösterecek, ya da sokaktaki pazardan giyinme kızlar köşelerinde “aa şuna bir bak!” diyecek sanıyorsun büyük ihtimalle. Evet, olacaktır da bu. Peki, sonra ne olacak? Senin egon tavan yapacak, daha büyük bir azimle kendini farklılaştırmaya devam edeceksin.

Ya sonra? Çok sonra? Bir bakmışsın yıllar acımasız davranmış sana. Sen farklısın dememiş, herkesle aynı muameleyi görmüşsün. Ve bir gün… Başkaları için her günden bir farkı olmayan bir gün gözlerini yummuşsun. Yıllarca devrik bakışlarınla insanları aşağıladığın, boyalarla boyayıp süslediğin gözlerin artık açılmıyor. Belki kefene saracaklar belki tabuta koyacaklar belki küllerini yakıp savuracaklar…

Kim bilir o gün ben de gözlerimi yumarım belki. Yummadan önce gözümü kırparım ama… “gördün mü farklı değilmişiz?”

Bahar Gelmiş.

scostar takma adıyla R.Ç en son Polonezköy yakınlarında S.C.S ve öğrencileriyle görüldü. Fotoğrafı köylü bir vatandaş çekti. ahahah.

Uzun süredir sonra bu şekilde eğlendiğimi hatırlamıyorum. 5 günlük geç bir yazı olacak bu. Sanıyorum ki en son sınıfça pikniğe gittiğimde, 8. sınıftaydım..Sabah erken kalktım tabi ki. Bu tür olaylarda hep erken kalkılır zaten, ben de o felsefeyle geç kalmamak için erken uyandım. Neyse saat 10.10 gibi de hareket ettik. Böyle an an yazmayacağım, hem yazarken ben sıkılıyorum hem de sizleri düşünerekten şey ediyorum. Neyse.

Gittiğimiz yer Polonezköy’ün 21 derece doğusunda Cumhuriyet Köyü’ydü. (işte bu, hep amerikan filmlerinde gördüğüm dereceli yön tarif etme olayı bugüne nasipmiş. ahhah.) Çok geçmeden vardık zaten. Bangladeşli çocuklar gibi yedim bütün gün. En son ortadasıçan oynadığımda, on iki yaşında falan olduğum için eğlendim oldukça. He bu arada papaz bende bende. Ortada sıçana dönüyorum tekrardan, rahat bir oyun aldık eheh. Değerli sıra arkadaşım Halil’e selamlar. (canlı yayına katılmış almanyada olan gurbetçi şarkıcı modunda selam söylüyorum)

Bunların dışında mekan gerçekten güzeldi. İstanbul’da gerçekten bu tür yerler olduğunu bilmek iyi. Haftasonları trafikten, yüksek binalardan ve gereksiz insanlardan kaçmak için ideal yer kesinlikle. Ehe tabi teknolojisiz bir gündü ama, bilgisayara, wireless’a öyle bir bağlanmışım ki çok sık twitter’a telefondan yazdım. Sanırım hiç bir zaman internetten kurtulamayacağım…

Yediğim, içtiğim bana kalsın neyse. Bundan sonraki sözlerim, saçlarıyla, hareketleriyle tipik ayı olan, şöförümüze. 200 küsür TL alıp, klimaları bir kere bile açmadın ve bizi kesme şeker gibi erittin ya, valideni andım yani bolca merak etme Mr. Ayı. Klimaları ellemeyin diye sesini yükselttiğinde seni göt etmesini de bilirdim ama, tatsızlık çıkartmıyım dedim ve saygıdan ses çıkarmadım. Ne saygısından bahsediyorum ki ak? Koskoca günde tadımı da bozdun ya, hakkaten ebenin çaytabağını gör en yakın zamanda!

*ayrıca bu pozu veren ve bize bugün eşlik eden, ablalık ile öğretmenlik vasfını en iyi şekilde temsil eden Selen hocama teşekkürler. :)

**çok yoruldum lan. böyle bildiğin eridim, bittim, öldüm. öldüm öldüm dirildim. ve tabi ki smiley was here.

1983 Kupa Finali.

Eheh bu konuyla ilgili bir yazı girmesem olmazdı. “Genç” fenerli arkadaşlar kızacaktır tabi ki yorumlarda falan ama bu konu çok ayrı, hala gülüyorum bak aahah. Şimdi bazı trabzonlu arkadaşlar bizim galibiyetimize niye bu kadar seviniyorsunuz, sizin yaptığınız başkasının şeyiyle gerdeğe girmek sözünü kullanacaktır… Ama benim trabzonun galibiyetine sevindiğimi düşünmesin kimse. Ben fener’in ve fenerlilerin 27 yıldır olan hasretlerini, bi’28 yıl daha beklemeleri gerektiğinden bahsediyorum ve onunla John Benjamin Toschak geçiyorum. Fener bu final maçlarına hep egomanya altında çıkıyor. Kimle oynarsa oynasın, panikti bilmemneydi…

Onu bunu bırakta, o gün doğan çocuklar 28 yaşına girdi be…
Kupa göremeden 28 yıl…
Şimdi TRT’den büyük isteğim var…
1983 Kupa finalini, “genç” febeliler için tekrar yayınlayın, sizden büyük ricam budur…

*çok güldüm lan bugün, mk ya eheheheh.

Zeki Demirkubuz Filmleri.

Kader, Masumiyet, Kıskanmak, Üçüncü Sayfa, İtiraf, Yazgı

Hayat, Zeki Demirkubuz filmleri gibidir.
Her zaman büyük bir masumiyet içinde ilerler.
Her olaydan sonra kader tepkisini verirsin.
Kimi zaman üçüncü sayfa haberi olmak vardır.
Kimi zaman bekleme odası‘nda sırada olmak.
Kıskanmak nedir diye sorgularsın,
C Blok‘taki evinde.
İtiraf edersin tüm olanları.
Yazgı neyse o dur demek saçmadır bazen.
İtiraf etmek her şeyi,
Tanrı’ya….

Tarihe Tanıklık Etmek, Paha Biçilemez!


Bu akşam Sky Sports’ta Barcelona – Arsenal maçının devre arasında yayınlanan ana sponsor Master Card’ın reklamı. Beşiktaş taraftarını gösterip reklamın sonunda “Witnessing history: Priceless” yazıyor. “Tarihe tanıklık etmek, paha biçilemez” anlamında. Anladın sen onu fener! ehüüehü.