
Aile arasında bi’kutlamamız vardı dün. Beşiktaş Hentbol Takımı’nın çifte kupasını kutladık, aile içinde. Dalaman’a playoff maçına giden, tribünden arkadaşlarımız ve Beşiktaş Hentbol Takımı’nı hiç bir zaman yalnız bırakmayan, taraftar olarakta biz vardı. Dediğim gibi aile arasındaydı çünkü biz artık hentbol oyuncularıyla, teknik ekiple gerçekten aile gibi bişiyiz. Hentbolcuların, yabancı yahut Türk, bize isimlerimizle hitap etmeleri falan. Beşiktaş ruhunu ve Halkın Takımı olmayı yansıtan en güzel özellik. Futbolun endüstriyelleştiği, futbolculara trilyonların verildiği bir dönemde, amatör branş olarak görünen hentbol takımının 11 aydır maaş alamamalarıdır bizi üzen. Artık benim için hiçte sayın olmayan, Y1D1 virüsü olarak tanıdığımız, Yıldırım Demirören. Uyuma, hentbola sahip çık. O maaşlarını ödemediğin oyuncular, “BEŞİKTAŞ” adına, her sene 2şer, 3er kupa getiriyor. Daha geçensene ligte, namağlup şampiyon oldu, bu sene bir mağlubiyet ile…
Neyse bu olaylar üzücü olupta, bizi ilgilendirmeyen ama sinirimizi bozan olaylar. Halbu ki dün hiç birisi para konusunu dahi açmadı. Çünkü onlar, Beşiktaşlı olduğu için, Beşiktaşlılık ruhunu ve duruşunu bozmamak için, çok zorlu bir yıldan sonra yılın en güzel gününde, doyasıya eğlendiler, eğlendik.
Süleyman Seba Spor Kompleksi’nin bahçesinde başlayan günümüz desek daha mantıklı olur aslında. Orada başladı çünkü, bahçede hentbolcularla haftalar sonra görüşmenin hasreti vardı. Birbirimize sarıldık, tebrik ettik onları falan.
Sonra ekip toplanınca, “şampiyon beşiktaşım ne istersen iste benden” bestesiyle girdik olaya, gümbür gümbür girdik salonun ön kapısına doğru. Ellerimizde meşaleler, yakıyorduk aşkımızdan. Bi’süre eğlendikten sonra, Müfit hoca “Sertan, kupaları getirin, taraftarlarımızın onlar çünkü.” dedikten sonra açıkçası gözyaşlarımı tutamadım desem yeridir. Kupalar masaya konuldu, ve tüm ekip, aile fotoğrafı çektirdik, yüzlerce. Kupalarla bireysel fotoğraflar falan.
19 numara giyen, Beşiktaş hentbol takımının sol kanat oyuncusu Oğuzhan abim aylar önce verdiği sözü tuttu, ve formasını getirdi benim için. Ona buradan çok teşekkür ediyorum. Önünde “cola turka” reklamı olmayan, Adidas pençeli bir formam var artık. Gerçekten çok teşekkür ediyorum ona buradan… (forma linki)
Formamı da giymiştim artık, 19 numara. Ve ardından, biz taraftarlar arasında para toplayıp aldığımız büyük beşiktaş pastasını maytap eşliğinde getirdik. Müfit hoca ve tribünde en büyüğümüz olan Ali ağabeyin huzurunda kesildi pasta. Hentbolcularımızla, pasta da yedik… Beşiktaş Aile arasında tezahurat söylenmeden olur mu? “Sizler gibi hoca, her branşta olsa, şanlı Beşiktaş’ım, her kupayı alsa…” gibi bir sürü besteler. Hepsini hep bir ağızdan söyledik. Tribünde yaşadığım en güzel olay diyebilirim. Kupa ile münferit fotoğraflarımda, gözlerimdeki ışık, göz yaşı, gökkuşağı oluşturacak kadardı… Bir şube düşünün, Beşiktaş âşkıyla yanıp tutuşan oyuncular, hocalar ve taraftarlar, işte öyle bir şey bizimkisi…
Bize bu kadar mutluluğu yaşatan, ilk olarak Sayın Müfit Hocam, İlker Hocam, hentbol oyuncularımız, Mustafa, Bülent, Gökhan, Zelic, Halilagiç, Yılmaz, Utku, Oğuzhan, Ümit, Nesih, Viktor Shkrobanet, Valeri, Ercan, Viktor Ladyko, İbrahim, Ramazan, Ozan… Gerçekten size minnettarız, bize bu haklı mutluluğu yaşattığınız için. Bugüne kadar Beşiktaş adına yaptığınız hizmetler için… Gururumuzsunuz!
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

