Naturalness of the Mechanism.

Beni sürekli takip edenler ya da iyi tanıyanlar electronica sevgimi fark etmişlerdir. Bugün bir electronica beat albümü tanıtacağım. Sanatçımızın ismi Fonetik. Kendisini ilk olarak Raziel Nisroc’un Ritüel E.P albümündeki iki altyapısıyla tanımıştım. Daha sonra oylum‘un blogta albümle ilgili yazısını okurken daha önce 2009 yılında Amerika’dan Viro The Virus adlı rapçi ile çalışarak “Bud, Sex, and Beers Volume 1” adlı albümüne konuk sanatçı olarak girdiğini öğrendim. Diskografisi güçlü bir isim değil, fakat ritimleri gerçekten mükemmel.

Çok fazla bilgiye gerekte yok aslında. Kendisinin ilk instrumental albümü olan “Naturalness of the Mechanism“ı tanıtıma geçebiliriz. Albüm daha çok depresif ve buğulu bir hava olduğunu ilk başta anlayabiliyoruz fakat aynı zamanda ritmik bir irade ve dinamizm yok değil. Bir yandan üzmek isterken diğer yandan umut veren tınılar mevcut. Yer yer disstortion gitarlar, genelde parçaların çıkış yaptığı bölümlerde bateriler ve ziller kullanılmış.

Vokal kullanılmadan bir parçanın armonilerden ibaret olduğunu kanıtlayan bir albüm olmuş. En çok beğendiğim parçalar Alone in the Chemical Jungle, Cracked Mind, Pure Wind ve Insomniac.

Albümü indirmek için buradan, Fonetik’in myspace adresi şuradan, last.fm sayfası buradan.

Şeref Beşiktaş’tır.

Babama Beşiktaş’ın şerefinin kim olduğunu sorduğum zamandı. Siyah beyaz atkının boyumdan büyük olduğu ve omuzlarda maç izlemenin keyifini yaşadığım zamanlar…

Babamın bana “Şeref Bey” demesiyle tanıdım onu. Hakkında hiç ansiklopedik bilgi araştırmadım. Ama babam bana onun Beşiktaş’a stad kazandırmak için hayatını nasıl adadığını anlattı. Beşiktaş’ın ilk kaptanı ve ilk teknik direktörü olduğunu anlattı.

Okula başladığımda, resim derslerinde her erkek çocuğu gibi ben de futbol sahası çizdim küçük resim defterime. Her çizdiğimde Şeref Bey Stadı yazısını hep bi’yere sıkıştırdım…

Ve dün, kabri başında ziyaret ettik onu. Beşiktaş’ın yönetim bazında çöküntüde olduğu bir dönemde, Şeref’imizi unutmamak, bizim için Şeref’tir. Bu konuda gerçekten çok duygusalım. Alen abi “söylemek istediğiniz bir şey varsa, bir kaç cümle de olsa söyleyin, dinleyelim.” dediğinde, Şeref’ime geldiğim için konuşamadım. Heyecanlandım. Konuşamamaktan korktum, cümleleri birleşememekten. Kelimeleri yan yana getirememekten…

Ve ben dün and içtim. Şeref’imle oynayıp Hakkı’mla kazanacağıma!




Müziğin Sol Anahtarı: 25. Yıl!

Bir dünya düşünün. Düşünmeye de gerek yok aslında. Yaşadığımız dünyaya bakın. Her şeyin endüstriyelleştiği, kapitalizmin dünyaya iktidar olduğu, emperyalist güçlerin devletleri yönettiği bir dünya.

Maden işçilerinin, çiftçilerin, fabrika işçilerinin yani kısaca halkın ezildiği bir dünya. Sınıf ayrımlarının olduğu bir dünya da, ezilenlerin yanında olmak ve onların sesi olmak. Her şeye karşı “masum, saf, haklı” olan bir grup bana göre Grup Yorum.

Babamın ilk konserlerini anlattığı grup. Ülkedeki 68 kuşağı ve ardından 80′ler. Denizler, Hüseyinler, Mahirler, Ulaşlar… Halkların kardeşliğini savunan ve “Tam Bağımsız Türkiye!” isteyen devrim şehitlerinin yaşayan sesleri.

Grup Yorum, bence cumartesi günü, bir çok sözde şarkıcıya göndermesini yaptı. Türkiye’de milyonlarca dinleyicisi olan Tarkan’ın bile stad konseri yapmaya gözü yemediği bir ülkede, Grup Yorum‘un, İnönü Stadı’nı 55.000 küsür kişiyle doldurması, üstüne taşırması mükemmel bir şey bence. Neyse artık olayları anlatmaya gelelim;

Şairler Parkı’nda başladı tabi ki günümüz. Tribünden arkadaşlarım, kardeşlerim ile güzel muhabbetlerle başladı. Ardından saat geldi ve Dolmabahçe yolundan stadımıza doğru yürüdük. Yolda giderken de Pazar günkü “Şeref Bey Anması” afişlerini astık Dolmabahçe yolundaki ağaçlara ve direklere. Kapalı gişelerinin önüne geldiğimizde orijinali italyanca olan “bella ciao” adlı şarkının, Grup Yorum tarafından yorumlanmış “Çav Bella” yı söyleyişimiz vardı ki. “İşte bir sabah uyandığımda, Çav Bella Çav Bella…” görmeliydiniz. Herkes döndü ve bize baktı o an, ve direk eminim ki içlerinde “Beşiktaş taraftarı yine yaptı yapacağını…” dediler.

Neyse, biletlerimiz Yeni Açık girişliydi. Yeni açık gişelerine doğru yöneldik, ancak konserde görevli kişiler “commandante” şapkalı kişilerdi ve gerçekten çok ilgimi çekti. Yıldızlı bere görmek gerçekten güzeldi ve çok ince düşünülmüş bir şey olmalı. : ) Giriş yaptıktan sonra önce saha içine ardından yuvamıza, kapalı üste doğru yöneldik…

Tam kapalı üst ortaya ya da bizim deyimimizle “kutu”ya çıkacakken karşımıza Halk Cephesi adlı örgüttü sanıyorum. Onların öncüsü olan kadın birden yolumuzu kesti. Aynen sözlerini aktarıyım;

“Sizin her maçta bulunduğunuz bölümde bugün bizim grubumuz olacak ve slogan atacağız. Farklı slogan atılmasını istemiyoruz çünkü kendi grubumuzu oturttuk oraya. Size başka yer vermek zorundayız. Ama eğer sloganları bölmeyecekseniz ve kendi sloganlarınızı söylemeyecekseniz girebilirsiniz.”

İlk tepki tabi ki, kimi kimin yerinden kovuyorsun oldu. Tabi ki biz oraya Beşiktaş tezahuratı yapmaya gelmedik. Grup Yorum’u dinlemeye geldik, ve ideolojik olarakta çok farklı yerlerde değiliz Cephe ile. Onların biraz daha farklı amaçları var ne yazık ki tabi de, neyse…

Ardından aramızdan biri “Beşiktaş Çarşı Faşizme Karşı” gibi sloganlarımız var ve onları atacağız” dedi. Karşı taraf tabi ki olumsuz baktı ve yanlış hatırlamıyorsam İngiliz lakaplı abimiz ” o zaman siz faşistsiniz?” lafını koydu, ama görmeliydiniz kadının yüzünü eahahah.

Kapalıya geldiğimizde bu sefer set kavgası oldu. Çünkü tribün geçmişi 25 yıldan fazla olan insanlar vardı ve Cephe denilen örgüt kendi adamlarını koymak istedi. Neyse sonunda olaylar falan oldu ve sonunda Ayhan abimiz geldi. Ayhan abiyi bilmeyenler için söyliyim vardır elbet okuyanlar arasında, Ayhan abi Çarşı’nın lideridir bana göre Alen’den sonra. Sadece bana göre değil, genel olarak herkes bilir bunu. Ayhan abi postayı koydu tabi ki. Ve sonunda kapalı üst’ün yönetimi elimizdeydi. Beşiktaş Çarşı Faşizme Karşı stadda inlerken, emin olun herkes alkışladı stadda. Gittikçe de kalabalıklaşıyordu : )

Koy AKP’ye,
Koy IMF’ye
Koy faşistlere
Koy hepsi göt olsun
Emekçi halkım, iktidar olsun!

1 Mayıs’ta söylenilen “yaratıcı beşiktaş taraftarı” bestesi tekrar tekrar söylendi. Ve artık konser başlamıştı. Başlamadan önce de biz güzelce makaramızı yaptık aramızda tabi ki. Konser Grup Yorum’un o güzel şarkılarıyla başladı tabii ki… Tanıdık simâlar da görmedik değil hani. Tuncel Kurtiz abimiz, Defol Amerika! şiiriyle sol yumruklarımızı tekrar kaldırdı. Halkın yanında olduğunu bir kez daha gösterdi…
Gerçekten çok kalabalıktı. Venezüella Komünist Partisi Başkanı’nın, kendi dilinde Grup Yorum’a kutlama mesajı vs. gerçekten süperdi. Suavi çıktı ardından, gücenme! diyeecek gibiydi. Ama bugün, grup yorum için oradaydı. Bir çok kişi çıktı tabi ki sahneye. Bunları anlatmayacağım, görmeniz lazımdı diyorum sadece; anlatılmaz yaşanırdı…

Ama 55bin kişinin hep bir ağızdan, türküler söylenmesi falan. Gerçekten harika. Çav Bella’yı bütün stad söyledik, evet. Ve bence Üsküdar’dan duyulmuştur, hahah :)

Konser sonunda da, Grup Yorum’un teşekkür ettiği sırada ağzından İnönü Stadını bize veren… derken arkadan üçlü geldi. Beşiktaş şşş Beşiktaş şşş : ) Konser bittiğinde 00.30 falandı. Beşiktaş’a doğru yürüdük topluca, gerçekten mükemmel bir konserdi ve bence Rihanna’dan tutun da, Akon konserine kadar hepsine gönderme yapıldı. İnsanların popüler kültürünü yıktığımıza inanıyorum. 55.000 kişi gösterdi bence bunu.
Her şeye karşı 25 YIL!

Formanda Ter Olmaya Geldik!

Aile arasında bi’kutlamamız vardı dün. Beşiktaş Hentbol Takımı’nın çifte kupasını kutladık, aile içinde. Dalaman’a playoff maçına giden, tribünden arkadaşlarımız ve  Beşiktaş Hentbol Takımı’nı hiç bir zaman yalnız bırakmayan, taraftar olarakta biz vardı. Dediğim gibi aile arasındaydı çünkü biz artık hentbol oyuncularıyla, teknik ekiple gerçekten aile gibi bişiyiz. Hentbolcuların, yabancı yahut Türk, bize isimlerimizle hitap etmeleri falan. Beşiktaş ruhunu ve Halkın Takımı olmayı yansıtan en güzel özellik. Futbolun endüstriyelleştiği, futbolculara trilyonların verildiği bir dönemde, amatör branş olarak görünen hentbol takımının 11 aydır maaş alamamalarıdır bizi üzen. Artık benim için hiçte sayın olmayan, Y1D1 virüsü olarak tanıdığımız, Yıldırım Demirören. Uyuma, hentbola sahip çık. O maaşlarını ödemediğin oyuncular, “BEŞİKTAŞ” adına, her sene 2şer, 3er kupa getiriyor. Daha geçensene ligte, namağlup şampiyon oldu, bu sene bir mağlubiyet ile…

Neyse bu olaylar üzücü olupta, bizi ilgilendirmeyen ama sinirimizi bozan olaylar. Halbu ki dün hiç birisi para konusunu dahi açmadı. Çünkü onlar, Beşiktaşlı olduğu için, Beşiktaşlılık ruhunu ve duruşunu bozmamak için, çok zorlu bir yıldan sonra yılın en güzel gününde, doyasıya eğlendiler, eğlendik.

Süleyman Seba Spor Kompleksi’nin bahçesinde başlayan günümüz desek daha mantıklı olur aslında. Orada başladı çünkü, bahçede hentbolcularla haftalar sonra görüşmenin hasreti vardı. Birbirimize sarıldık, tebrik ettik onları falan.

Sonra ekip toplanınca, “şampiyon beşiktaşım ne istersen iste benden” bestesiyle girdik olaya, gümbür gümbür girdik salonun ön kapısına doğru. Ellerimizde meşaleler, yakıyorduk aşkımızdan. Bi’süre eğlendikten sonra, Müfit hoca “Sertan, kupaları getirin, taraftarlarımızın onlar çünkü.” dedikten sonra açıkçası gözyaşlarımı tutamadım desem yeridir. Kupalar masaya konuldu, ve tüm ekip, aile fotoğrafı çektirdik, yüzlerce. Kupalarla bireysel fotoğraflar falan.

19 numara giyen, Beşiktaş hentbol takımının sol kanat oyuncusu Oğuzhan abim aylar önce verdiği sözü tuttu, ve formasını getirdi benim için. Ona buradan çok teşekkür ediyorum. Önünde “cola turka” reklamı olmayan, Adidas pençeli bir formam var artık. Gerçekten çok teşekkür ediyorum ona buradan… (forma linki)

Formamı da giymiştim artık, 19 numara. Ve ardından, biz taraftarlar arasında para toplayıp aldığımız büyük beşiktaş pastasını maytap eşliğinde getirdik. Müfit hoca ve tribünde en büyüğümüz olan Ali ağabeyin huzurunda kesildi pasta. Hentbolcularımızla, pasta da yedik…  Beşiktaş Aile arasında tezahurat söylenmeden olur mu? “Sizler gibi hoca, her branşta olsa, şanlı Beşiktaş’ım, her kupayı alsa…”  gibi bir sürü besteler. Hepsini hep bir ağızdan söyledik. Tribünde yaşadığım en güzel olay diyebilirim. Kupa ile münferit fotoğraflarımda, gözlerimdeki ışık, göz yaşı, gökkuşağı oluşturacak kadardı… Bir şube düşünün, Beşiktaş âşkıyla yanıp tutuşan oyuncular, hocalar ve taraftarlar, işte öyle bir şey bizimkisi…
Bize bu kadar mutluluğu yaşatan, ilk olarak Sayın Müfit Hocam, İlker Hocam, hentbol oyuncularımız, Mustafa, Bülent, Gökhan, Zelic, Halilagiç, Yılmaz, Utku, Oğuzhan, Ümit, Nesih, Viktor Shkrobanet, Valeri, Ercan, Viktor Ladyko, İbrahim, Ramazan, Ozan… Gerçekten size minnettarız, bize bu haklı mutluluğu yaşattığınız için. Bugüne kadar Beşiktaş adına yaptığınız hizmetler için… Gururumuzsunuz!

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.


Ölüm Taşeronları Vazgeçin Bu Siyah Kârdan!

Yüreğiniz Beyaz’dı, yüzünüzün Siyah’ına inat…

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.