Doğa için Çal, Tramvayda!

Çok önceden, proje henüz yeni filizlenmişken şurada bahsetmiştim Doğa için Çal projesinden. İlk aşamada sadece 45 doğa sever sanatçı Divane Aşık Gibi demişlerdi. Ardından 91 doğa aşığı ile Uzun İnce Bir Yoldayım demişlerdi. 91 kişi de değillerdi aslında. Yüzlerce kişinin sesi olmuşlardı, türkülerde.

Bildiğiniz üzere bir süredir 2010 Avrupa Kültür Başkenti kapsamında her akşam Taksim-Tünel arası İstanbul’un simgesi olmuş o nostaljik tramvay içinde konser oluyor ve boydan boya, İstanbul gibi, ağır ağır hareket ediyor.

İşte 7 Temmuz’da bu güzel Doğa için Çal ekibi yaklaşık 2 saat sürecek “hareketli konser” ile bu sefer İstanbul sokaklarına dinletecek kendini.

Siz de 7 Temmuz günü Doğa için Çal ekibini Taksim’de canlı dinleyebilmek için 19.30 – 21.30 arası İstiklal’de olun.

Doğa İçin Çal – Tramvayda Çalıyor (07 Temmuz 2010) Facebook Etkinlik Sayfası

Naturalness of the Mechanism.

Beni sürekli takip edenler ya da iyi tanıyanlar electronica sevgimi fark etmişlerdir. Bugün bir electronica beat albümü tanıtacağım. Sanatçımızın ismi Fonetik. Kendisini ilk olarak Raziel Nisroc’un Ritüel E.P albümündeki iki altyapısıyla tanımıştım. Daha sonra oylum‘un blogta albümle ilgili yazısını okurken daha önce 2009 yılında Amerika’dan Viro The Virus adlı rapçi ile çalışarak “Bud, Sex, and Beers Volume 1” adlı albümüne konuk sanatçı olarak girdiğini öğrendim. Diskografisi güçlü bir isim değil, fakat ritimleri gerçekten mükemmel.

Çok fazla bilgiye gerekte yok aslında. Kendisinin ilk instrumental albümü olan “Naturalness of the Mechanism“ı tanıtıma geçebiliriz. Albüm daha çok depresif ve buğulu bir hava olduğunu ilk başta anlayabiliyoruz fakat aynı zamanda ritmik bir irade ve dinamizm yok değil. Bir yandan üzmek isterken diğer yandan umut veren tınılar mevcut. Yer yer disstortion gitarlar, genelde parçaların çıkış yaptığı bölümlerde bateriler ve ziller kullanılmış.

Vokal kullanılmadan bir parçanın armonilerden ibaret olduğunu kanıtlayan bir albüm olmuş. En çok beğendiğim parçalar Alone in the Chemical Jungle, Cracked Mind, Pure Wind ve Insomniac.

Albümü indirmek için buradan, Fonetik’in myspace adresi şuradan, last.fm sayfası buradan.

Şeref Beşiktaş’tır.

Babama Beşiktaş’ın şerefinin kim olduğunu sorduğum zamandı. Siyah beyaz atkının boyumdan büyük olduğu ve omuzlarda maç izlemenin keyifini yaşadığım zamanlar…

Babamın bana “Şeref Bey” demesiyle tanıdım onu. Hakkında hiç ansiklopedik bilgi araştırmadım. Ama babam bana onun Beşiktaş’a stad kazandırmak için hayatını nasıl adadığını anlattı. Beşiktaş’ın ilk kaptanı ve ilk teknik direktörü olduğunu anlattı.

Okula başladığımda, resim derslerinde her erkek çocuğu gibi ben de futbol sahası çizdim küçük resim defterime. Her çizdiğimde Şeref Bey Stadı yazısını hep bi’yere sıkıştırdım…

Ve dün, kabri başında ziyaret ettik onu. Beşiktaş’ın yönetim bazında çöküntüde olduğu bir dönemde, Şeref’imizi unutmamak, bizim için Şeref’tir. Bu konuda gerçekten çok duygusalım. Alen abi “söylemek istediğiniz bir şey varsa, bir kaç cümle de olsa söyleyin, dinleyelim.” dediğinde, Şeref’ime geldiğim için konuşamadım. Heyecanlandım. Konuşamamaktan korktum, cümleleri birleşememekten. Kelimeleri yan yana getirememekten…

Ve ben dün and içtim. Şeref’imle oynayıp Hakkı’mla kazanacağıma!




Müziğin Sol Anahtarı: 25. Yıl!

Bir dünya düşünün. Düşünmeye de gerek yok aslında. Yaşadığımız dünyaya bakın. Her şeyin endüstriyelleştiği, kapitalizmin dünyaya iktidar olduğu, emperyalist güçlerin devletleri yönettiği bir dünya.

Maden işçilerinin, çiftçilerin, fabrika işçilerinin yani kısaca halkın ezildiği bir dünya. Sınıf ayrımlarının olduğu bir dünya da, ezilenlerin yanında olmak ve onların sesi olmak. Her şeye karşı “masum, saf, haklı” olan bir grup bana göre Grup Yorum.

Babamın ilk konserlerini anlattığı grup. Ülkedeki 68 kuşağı ve ardından 80′ler. Denizler, Hüseyinler, Mahirler, Ulaşlar… Halkların kardeşliğini savunan ve “Tam Bağımsız Türkiye!” isteyen devrim şehitlerinin yaşayan sesleri.

Grup Yorum, bence cumartesi günü, bir çok sözde şarkıcıya göndermesini yaptı. Türkiye’de milyonlarca dinleyicisi olan Tarkan’ın bile stad konseri yapmaya gözü yemediği bir ülkede, Grup Yorum‘un, İnönü Stadı’nı 55.000 küsür kişiyle doldurması, üstüne taşırması mükemmel bir şey bence. Neyse artık olayları anlatmaya gelelim;

Şairler Parkı’nda başladı tabi ki günümüz. Tribünden arkadaşlarım, kardeşlerim ile güzel muhabbetlerle başladı. Ardından saat geldi ve Dolmabahçe yolundan stadımıza doğru yürüdük. Yolda giderken de Pazar günkü “Şeref Bey Anması” afişlerini astık Dolmabahçe yolundaki ağaçlara ve direklere. Kapalı gişelerinin önüne geldiğimizde orijinali italyanca olan “bella ciao” adlı şarkının, Grup Yorum tarafından yorumlanmış “Çav Bella” yı söyleyişimiz vardı ki. “İşte bir sabah uyandığımda, Çav Bella Çav Bella…” görmeliydiniz. Herkes döndü ve bize baktı o an, ve direk eminim ki içlerinde “Beşiktaş taraftarı yine yaptı yapacağını…” dediler.

Neyse, biletlerimiz Yeni Açık girişliydi. Yeni açık gişelerine doğru yöneldik, ancak konserde görevli kişiler “commandante” şapkalı kişilerdi ve gerçekten çok ilgimi çekti. Yıldızlı bere görmek gerçekten güzeldi ve çok ince düşünülmüş bir şey olmalı. : ) Giriş yaptıktan sonra önce saha içine ardından yuvamıza, kapalı üste doğru yöneldik…

Tam kapalı üst ortaya ya da bizim deyimimizle “kutu”ya çıkacakken karşımıza Halk Cephesi adlı örgüttü sanıyorum. Onların öncüsü olan kadın birden yolumuzu kesti. Aynen sözlerini aktarıyım;

“Sizin her maçta bulunduğunuz bölümde bugün bizim grubumuz olacak ve slogan atacağız. Farklı slogan atılmasını istemiyoruz çünkü kendi grubumuzu oturttuk oraya. Size başka yer vermek zorundayız. Ama eğer sloganları bölmeyecekseniz ve kendi sloganlarınızı söylemeyecekseniz girebilirsiniz.”

İlk tepki tabi ki, kimi kimin yerinden kovuyorsun oldu. Tabi ki biz oraya Beşiktaş tezahuratı yapmaya gelmedik. Grup Yorum’u dinlemeye geldik, ve ideolojik olarakta çok farklı yerlerde değiliz Cephe ile. Onların biraz daha farklı amaçları var ne yazık ki tabi de, neyse…

Ardından aramızdan biri “Beşiktaş Çarşı Faşizme Karşı” gibi sloganlarımız var ve onları atacağız” dedi. Karşı taraf tabi ki olumsuz baktı ve yanlış hatırlamıyorsam İngiliz lakaplı abimiz ” o zaman siz faşistsiniz?” lafını koydu, ama görmeliydiniz kadının yüzünü eahahah.

Kapalıya geldiğimizde bu sefer set kavgası oldu. Çünkü tribün geçmişi 25 yıldan fazla olan insanlar vardı ve Cephe denilen örgüt kendi adamlarını koymak istedi. Neyse sonunda olaylar falan oldu ve sonunda Ayhan abimiz geldi. Ayhan abiyi bilmeyenler için söyliyim vardır elbet okuyanlar arasında, Ayhan abi Çarşı’nın lideridir bana göre Alen’den sonra. Sadece bana göre değil, genel olarak herkes bilir bunu. Ayhan abi postayı koydu tabi ki. Ve sonunda kapalı üst’ün yönetimi elimizdeydi. Beşiktaş Çarşı Faşizme Karşı stadda inlerken, emin olun herkes alkışladı stadda. Gittikçe de kalabalıklaşıyordu : )

Koy AKP’ye,
Koy IMF’ye
Koy faşistlere
Koy hepsi göt olsun
Emekçi halkım, iktidar olsun!

1 Mayıs’ta söylenilen “yaratıcı beşiktaş taraftarı” bestesi tekrar tekrar söylendi. Ve artık konser başlamıştı. Başlamadan önce de biz güzelce makaramızı yaptık aramızda tabi ki. Konser Grup Yorum’un o güzel şarkılarıyla başladı tabii ki… Tanıdık simâlar da görmedik değil hani. Tuncel Kurtiz abimiz, Defol Amerika! şiiriyle sol yumruklarımızı tekrar kaldırdı. Halkın yanında olduğunu bir kez daha gösterdi…
Gerçekten çok kalabalıktı. Venezüella Komünist Partisi Başkanı’nın, kendi dilinde Grup Yorum’a kutlama mesajı vs. gerçekten süperdi. Suavi çıktı ardından, gücenme! diyeecek gibiydi. Ama bugün, grup yorum için oradaydı. Bir çok kişi çıktı tabi ki sahneye. Bunları anlatmayacağım, görmeniz lazımdı diyorum sadece; anlatılmaz yaşanırdı…

Ama 55bin kişinin hep bir ağızdan, türküler söylenmesi falan. Gerçekten harika. Çav Bella’yı bütün stad söyledik, evet. Ve bence Üsküdar’dan duyulmuştur, hahah :)

Konser sonunda da, Grup Yorum’un teşekkür ettiği sırada ağzından İnönü Stadını bize veren… derken arkadan üçlü geldi. Beşiktaş şşş Beşiktaş şşş : ) Konser bittiğinde 00.30 falandı. Beşiktaş’a doğru yürüdük topluca, gerçekten mükemmel bir konserdi ve bence Rihanna’dan tutun da, Akon konserine kadar hepsine gönderme yapıldı. İnsanların popüler kültürünü yıktığımıza inanıyorum. 55.000 kişi gösterdi bence bunu.
Her şeye karşı 25 YIL!

Küçük Aptal’ın Büyük Dünyası.

Daha önce girecektim bu yazıyı, ancak kitap çıktıktan  ve hatta satın aldıktan sonra girmeyi düşünüyordum. Ancak daha fazla sabredemedim ve yazıyı yayınlamaya karar verdim.

Bu kitap, kitabın yazarı PuCCa‘yı sevindirdiği kadar olmasa bile beni sevince boğdu. Ve kitabın çıkış sürecinde, özellikle son bir hafta neredeyse heyecandan altıma işeyecektim.

PuCCa‘yı ilk tanıdığım da, 2008 Nisan ayıydı sanırım. Ve RSS’de çok sıkı takipçisi olduğumu hatırlıyorum. Yorum bırakmak isteyip de bırakamayan bir takipçiydim. Çünkü samimiyetiyle her şeyi anlatıyordu yazılarda. Ve yorumlarda samimi olamamaktan korktuğum için atmıyordum yorum.

Öncelikle söylemek istediğim; kitabın içinde gerçekten harika şeyler yazdığına eminim. Henüz satın alıp okuyamadım, yarın alacağım. Ama kitapta, blogtaki gibi samimi dolu satırların olduğuna, kendi adımdan daha fazla eminim. Yüzlerce insan kitap yazar. Konu kitap yazmak ya da bir şeyler anlatmak değildir. Konu samimiyettir bence, her kelimesinde, cümlesinde. Ve bu PuCCa‘da  bu var, evet.

3 Haziran ayrıca PuCCa’nın doğum günüymüş. Nice senelere diyorum kendisine, ve kitabının satışları, gönlü kadar güzel olsun diliyorum..

  • Küçük Aptal’ın Büyük Dünyası kitabıyla ilgili ayrıntılı bilgi almak ve online satın almak için tıklayın, öptüm kulak memenizden.