*tortu.org

Bilgi filan.

Bu yazı 26 Ağu 2010, tarihinde; Lifestyle kategorisinde yazılmış mesela.

Etiketler

, , , ,

Bir Takım Yaşanmışlıklar.

Abi ne diyeyim, nerden başlayayım bilemiyorum. Bizim nesil garipti, şimdi onunla bununla assasin’s creed, ( hadi deus ex’i de karıştırayım) deus ex ile red alert 2 oynamak için bilgisayarı format manyağı yapmazdan önce kendi kendime vakit öldürgeç sistemlerim vardı. Çok düğmeli teyplerin hastasıydım, başlarına geçip pilotculuk oynamaktan mütevelli. Bunlardan  daha birkaç ay öncesinde evde kıçımın altına sandalye koyup, elimde direksiyon diye tencere kapağı, diğerinde vites diye oklava, yerde gaz ve fren pedalı diye iki terlik (otomatik vitesi taa o zamanlardan ben buldum oğlum, debriyaj yok.) ile minibüsçülük yapan eleman bu değil gibi.

Yok yani, anlam veremedim hiçbir zaman görüp geçirdiğim hayata. Kimseye verecek öğüdüm yok, ama bir takım yaşanmışlıklarım var benim de.

Pazardaki kasetçilerden Televole 5’i 3’ü alırken yaşadığım hazzı, cd’cide dvd seçerken yaşamadım hiçbir zaman. Ya da yine benden habersiz pazara giden annemi bana Televole 5’i 3’ü alsın diye bulmaya çalışırken yaşadığım adrenalinin yarısını bungee jumping’de yaşarsam şerefsizim.

Ne bileyim, kanalizasyon deliğinden bokları çeken vidanjör kamyonunun arkasındaki kadranların üzerimde bıraktığı teknolojik derinliği CERN bile yaşatmadı. Babamın omzundan dünyaya bakmak, sırtımda çanta ile onuncu kattan aşağıya bakmaktan daha onurluydu. Yaş büyüdükçe insan küçülüyor etrafına karşı, bu senin benim hayatlarımızın kendi kontrollerimiz altında olduğu gerçeğini yerle bir ediyor.

Nerde şimdiki kızlarla felsefeden, psikolojiden, birey ve toplum sosyolojisinden konuşarak, efendim jazz dinlerim, pis anarşistim, blues falan süperdir demeler; nerde “metallica’nın serisi var bende, nothing else matteeers’ın girişindeki davul süper di mi buket?” derkenki masumiyet. (Hoş bu masumiyet “nothing else matters’ın girişinde davul mu var mal” diye bitivermişti)

Çiçekli terliklerle anne peşinden koşardık, ışıklı ayakkabıların ışığı daha çok çıksın diye topukları iyice vura vura yürürdük. Türlü eylemlerde militan havalarda ayaklarımızı vurup da kıvılcımları bu yüzden çıkarmaya çalıştık, olmadı. Işıklı ayakkabılarımızı geri istedik. Yürürken arkamıza bakabildiğimiz tek zamanlardı, şimdi anca bi bok yiyelim ki arkamıza bakmaya cesaret edelim. Susun lan.

Mutluluğun tadını sizden daha iyi biliriz yeni nesil. Öğretmenden, anneden, babadan, sokaktaki çocuklardan yediğimiz dayakları, bir alt sokağın başka bir mahalle diye adlandırıldığı yerleri kâğıt kalem belledik. Kırk yılda bir dönerken duman çıkaran oyuncak trenlerimiz oldu, dumanını çıkarana kadar inat ettik, yılmadık. Şarkı indirmek değil, radyodan kaydetmeye çalışmak vardı. En güzel şarkının ortasında çıkan “zıvınnkk, haydar efem” seslerini duymazdan geldik. Komşudan “işlerine yaramıyodur” diye yürüttüğümüz ilahi kasetlerindeki “sordum sarı çiçeğe” lafından hemen sonra Lou Bega’nın yavşak sesiyle “mambo number fivee”ı dinleyerek kendimizden geçtik eleman. Makarenaya da değinirsem sağ çıkamazsın.

Korkuyu geceleri Berna Laçin’in sunduğu “sınır ötesi” programından, “UFO Gerçeği”nden göbek adımız belledik. Sıcağı Sıcağına’yı izleyerek uyumadan önce yataklarımızın altını kontrol etmeyi öğrendik. Temizlik kolu Eros’umuzdu. Sakıp Sabancı taklitleri yaparık, renk renk power rangerslarımız vardı.

İroniyi ekşi sözlük’ten değil, adı Minik Kuş olmasına rağmen zürafa gibi olan Susam Sokağı’ndan gördük. İlkokulda önlüklerimizin üstünde eşofman üstlerimiz vardı.

Erkeği erkek yapan unsur çükünün ucundaki et parçasının alınmasıydı, sonrasında etek giymekti. Sonra babamın “sana atari alacam” diyerek bir yıl oyalamasıydı. Sonra Nikita kasetinin üstündeki “1000 in 1” yazısına inanmaktı. Sonra oyun kaseti takas etmekti. Sonra tek kale maç yaparken kendimize futbolcu ismi koymaktı. Sonra kavga eden anne baba arasındaki masum çocuk yüzü olmaktı.

Şimdikiler çocuk mu derseniz, bizden öncekiler de çocuktu. Bırakalım da onlar, kendi zamanlarındaki yeni nesile “senin yaşındayken okula servisle giderdik, senin gibi ışınlanmayla değil” desinler. O da zorluk bir yerde.

Hepimiz şu anda beğenmediğimiz hayatın göbeğindeki pamuklarız.

2 yorum yazılmış.

  1. dahaonseneuzarımolmben
    29 Ağustos 2010

    bi an böyle geri döndüm.sanırsın az evvel femden biyoloji çalışan kız ben değilmişim,sıdıka birazdan başlıycakmış da maret sosisle kinder süpriz yiycekmişim gibi.bunları hissettim hem vallahi hem billahi.

  2. scostar
    29 Ağustos 2010

    Hepimiz şu anda beğenmediğimiz hayatın göbeğindeki pamuklarız. http://tortu.org/bir-takim-yasanmisliklar.wtf

    Bu yorum Twitter aracılığıyla gönderilmiştir.

Bir Cevap Yazın